10 Ekim 2026
Kısaca: Oyun yalnızca çocuklara özgü değil: Hayvan davranışı araştırmacılarına göre birçok tür yetişkinken de oynuyor, ama yalnızca kendini güvende hissettiğinde. İnsanlarda oyunbazlık ölçülebilen bir kişilik özelliği; daha iyi ilişkilerle ve daha yüksek iyi oluşla bağlantılı. 533 kişiyle yapılan bir deneyde, bir hafta boyunca her akşam yapılan kısa oyunbazlık alıştırmaları, örneğin günün üç oyunsu anını yazmak, iyi oluşu kısa süreliğine artırdı. 2025 verilerine göre ABD'de yetişkinler oyuncak pazarının en hızlı büyüyen kesimi. Oyunun stresi azalttığını gösteren bir meta-analiz ise bulamadık.
Okuma süresi yaklaşık 9 dakika
Washington'daki Ulusal Hayvanat Bahçesi'nde Pigface adında bir Nil yumuşak kabuklu kaplumbağası vardı. Bakıcılar, kendini tırmalayıp ısıran kaplumbağanın tankına onu oyalayacak nesneler koydu; içlerinde bir basketbol topu da vardı. Kaplumbağanın topu burnuyla tekrar tekrar ittiği, ağzı açık ona atıldığı kaydedildi; zamanının yaklaşık üçte birini bu nesnelerle geçiriyordu. Hayvan davranışı araştırmacısı Gordon Burghardt, kendi ekibinin 1996'da yayımladığı bu vakayı kaplumbağalarda oyunun ilk iyi belgelenmiş örneği olarak anlatıyor (2005, s. 293–298).
Oyun, çoğumuzun çocuklukla ilişkilendirdiği bir şey. Ama Lego setlerinin, kutu oyunlarının ve yapbozların yetişkin müşterilerine bakınca soru kendiliğinden geliyor: Büyüdük, oynamayı neden bırakmadık?
Oyun nedir?
Hollandalı tarihçi Johan Huizinga, 1938'de yayımlanan Homo Ludens (Oynayan İnsan) kitabında oyunun kültürden daha eski olduğunu, hukuktan şiire pek çok kurumun oyun biçimleri taşıdığını öne sürdü. Onun tanımına göre oyun, belirli bir zaman ve mekânda, gönüllü olarak, özgürce kabul edilmiş ama kesinlikle bağlayıcı kurallarla yapılan, amacı kendinde olan; gerilim ve neşe duygusuyla, gündelik hayattan “farklı” olduğu bilinciyle birlikte gelen bir etkinlik.
Burghardt ise oyunu hayvanlarda tanımak için beş ölçüt veriyor. Oyun, yapıldığı bağlamda ya da yaşta tam bir işlevi olmayan, kendiliğinden yapılan, gönüllü ya da keyif veren, ciddi davranışın abartılı ya da yarım bir hâli olan, tekrarlanan bir davranış. Beşinci ölçüt bu yazı için önemli: Oyun, hayvan rahat ve stressizken ortaya çıkıyor. Aç, korkmuş ya da tehdit altındaki hayvan oynamıyor.
Burghardt'ın tanımı yaşa dair bir sınır koymuyor; bazı türlerde yetişkinler de oynuyor. Ama kitabın vurgusu temkinli: Birçok türde yetişkin oyunu seyrek ve gençlerinkinden çok bağlama, örneğin yavru sahibi olmaya ya da can sıkıntısına bağlı (s. 76, 161).
Gülen sıçanlar
Sinirbilimci Jaak Panksepp ve Jeffrey Burgdorf, 2003 tarihli makalelerinde genç sıçanların boğuşma oyunu sırasında ve insan eliyle gıdıklandıklarında yaklaşık 50 kilohertzlik, insan kulağının duyamayacağı sesler çıkardığını anlatıyor. Araştırmacılar bu seslerin olumlu bir duyguya işaret ettiğini düşündüren bir düzine neden sıralıyor ve bunların çocukların oyun sırasındaki gülüşünün evrimsel bir akrabası olabileceğini öne sürüyor.
Makalenin başlığında “gülen” kelimesi tırnak içinde, sonunda da bir soru işareti var. Seslerin kaydı bir bulgu; bunun bir gülüş olduğu ise araştırmacıların hipotezi. Burghardt da (2005) gıdıklanan sıçanların çıkardığı sesi “gülüş benzeri” diye, ihtiyatla niteliyor (s. 140).
Oyunbazlık bir kişilik özelliği
Yetişkinlerde oyun üzerine en sağlam araştırmaların bir kısmı psikolog René Proyer ve arkadaşlarından geliyor. Bu araştırmacılar yetişkin oyunbazlığını dört yüzle tarif ediyor:
- Başkalarına dönük: Arkadaşlarla şakalaşmak, bir ortamdaki gerginliği oyunla yumuşatmak.
- Tasasız: Kaygısız olmak, doğaçlama yapabilmek.
- Zihinsel: Fikirlerle ve problemlerle oynamak.
- Tuhafa meraklı: Alışılmadık, garip şeylerden hoşlanmak.
Bu yüzlerin her biri farklı şeylerle ilişkili. Almanya'da 211 çiftle yapılan bir çalışmada başkalarına dönük ve zihinsel oyunbazlık daha yüksek ilişki doyumuyla ilişkiliydi; tasasız ve tuhafa meraklı oyunbazlık değildi. Partnerlerin birbirine benzemesi ise doyumu yordamıyordu.
Oyunbazlık geliştirilebilir mi?
Proyer ve arkadaşları 2021'de yayımladıkları kontrollü bir deneyde 533 kişiyi üç farklı alıştırmadan birine ya da bir karşılaştırma grubuna ayırdı. Alıştırmalar bir hafta boyunca her akşam yaklaşık 15 dakika sürüyordu; birinde katılımcılar o gün başlarına gelen üç oyunsu şeyi yazdı. Karşılaştırma grubu ise erken anılarını yazdı. Katılımcılar 12 haftaya kadar izlendi.
Sonuç: Alıştırmaları yapanların oyunbazlığı arttı, iyi oluşları kısa süreliğine yükseldi ve depresif belirtileri azaldı. Etkiler küçüktü ve bir kısmı zamanla söndü. Yine de bu, yetişkin oyunu üzerine yapılmış az sayıdaki iyi tasarlanmış deneyden biri.
Bu alıştırmayı bu akşam deneyebilirsiniz. Gün bitince bugün sizi gülümseten, oyuna benzeyen üç anı yazın. Bir hafta sürdürün.
Eskiden kim oynardı?
Yetişkinlerin oyun oynaması yeni değil; yeni olan, çocukların oyunu. Oyun tarihçisi David Parlett (1999), kurallı ve biçimsel oyunların “tarih boyunca esas olarak bir yetişkin etkinliği” olduğunu, çocukların oyunlarla değil oyuncaklarla oynadığını ve çocuklar için masa ve kart oyunlarının 18. yüzyılın sonundan eskiye gitmediğini yazıyor (önsöz, s. x). Bu Parlett'in genel yargısı; kitabı için ayrı bir kanıt dosyası sunmuyor.
Oyun kuramcısı Brian Sutton-Smith (1997) de Batı'da oyunun “çocukların yaptığı, yetişkinlerin ise yalnızca dinlendiği” bir şey sayılmasını kitabının çözmeye çalıştığı belirsizliklerden biri olarak anıyor; en çok küçümsenen oyun biçimi olan kumarın “ulusal oyun bütçesinin en büyük kalemi” olduğunu yazıyor ve bir oyun kuramının “oyuncak bebekli ve kamyonlu çok küçükleri de, yorganlı ve golflü çok yaşlıları da” kapsaması gerektiğini söylüyor (s. 7, 48). Bunlar kuramsal gözlemler; Sutton-Smith rakam vermiyor.
Yetişkinlerin oyuncak alması da yeni değil. Tarihçi Gary Cross (2004), 1906–7'deki ayı oyuncağı çılgınlığında ABD ve Avrupa'nın büyük kentlerinde kadınların oyuncak ayıları yürüyüşe ve tiyatroya götürdüğünü, moda dergilerinin ayı kıyafeti kalıpları yayımladığını, 1907 durgunluğunda “gülen Teddy”nin yetişkinlere uğur olarak pazarlandığını ve erkeklerin ofis masalarına Kewpie bebek koyduğunu anlatıyor (s. 125). Aynı dönemin çocuk yetiştirme kitapları ise babaları çocuklarının oyuncaklarıyla oynamamaları için uyarıyordu (s. 38). Yani “yetişkinler oyuncak alıyor” haberi bir yüzyıldır tekrarlanıyor; değişen şey, bunun artık utanılacak bir şey sayılmaması olabilir (bu bizim yorumumuz).
Yetişkinler oyuncak alıyor
ABD'de pazar araştırma şirketi Circana'nın verilerine göre:
- 2024'ün ilk çeyreğinde 18 yaş ve üstü yetişkinler 1,5 milyar dolardan fazla oyuncak satın aldı ve oyuncak sektörünün en büyük yaş grubu oldu.
- Ankete katılan ABD'li yetişkinlerin yüzde 43'ü son bir yılda kendisi için oyuncak almıştı.
- 2025'in ilk çeyreğinde yetişkinlerin harcaması yüzde 12 artarak 1,8 milyar dolara çıktı.
- 2025'in ilk yarısında yetişkinler için alınan oyuncakların satışı bir önceki yıla göre yüzde 18 arttı.
Bu rakamlar ABD'ye ait. Türkiye için karşılaştırılabilir bir veri elimizde yok.
Popüler iddiaların sınırı
“Oyunun karşıtı iş değil, depresyondur.” Bu söz internette çoğunlukla psikiyatr Stuart Brown'a atfediliyor; Brown (2009) sözü kitabının beşinci bölümüne başlık yapmış ve kaynak vermemiş. Sözün kaynağı Brian Sutton-Smith'in 1997 tarihli The Ambiguity of Play kitabı (s. 198): “Oyunun karşıtı, bu anlamda, mevcut gerçeklik ya da iş değil, kararsızlıktır; ya da daha kötüsü, depresyondur.” Cümle, oyunu umut ve arzu olarak gören kuramların tartışıldığı bir bölümde geçiyor ve herhangi bir çalışmaya dayanmıyor. Bir araştırma bulgusu değil, bir aforizma.
Oyun yoksunluğu ve şiddet. Stuart Brown oyun üzerine çalışmaya, 1966'da Teksas Üniversitesi'nde silahlı saldırı düzenleyen Charles Whitman'ın hayatını inceleyen komisyonun psikiyatri ayağını yürütürken başladı. Brown'ın kendi anlatımına göre (2009, 4. bölüm) komisyon ana etken olarak babanın aşırı denetimini ve anneye uyguladığı şiddeti saydı; ömür boyu süren oyun yoksunluğu buna eklenen bir etkendi. Brown insanlarda oyun yoksunluğu için “istatistiksel kanıtımız yok, anekdot kanıtı var” diyor (3. bölüm). Burghardt (2005) da oyuna atfedilen otuzdan fazla işlevi “kuramdan türetilmiş, tartışmalı ve büyük ölçüde ampirik destekten yoksun” diye niteliyor ve oyun eksikliğinin şiddete yatkınlık yarattığı iddiasını, suçluların geriye dönük yaşam öykülerine dayanan bu listede sayıyor (s. 113, 386). Bu, geriye dönük bir vaka incelemesi; oyun eksikliğinin şiddete yol açtığını gösteren bir kanıt değil.
Oyun stresi azaltır mı? Bunu gösteren bir meta-analiz bulamadık. Oyunbazlığın daha iyi başa çıkma ve daha iyi ruh hâliyle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar var. 2021'de ABD'de 503 yetişkinle yapılan bir ankette, oyunbazlığı yüksek olanlar salgın döneminde daha dirençli başa çıkıyordu. Ama bu tür çalışmaların çoğu kesitsel: Oyunun mu iyi hissettirdiğini, yoksa iyi hisseden insanların mı daha çok oynadığını ayıramıyor.
Hayvanlarda ise ters yönün kanıtı var: Stres oyunu bastırıyor. Burghardt (2005) iki gözlem aktarıyor. Venezuela'da kapuçin maymunlarını 14 ay boyunca izleyen bir saha çalışmasında, besinin kıt olduğu beş aylık kurak mevsimde oyun, nemli mevsime göre yaklaşık 18 kat daha seyrekti (gözlemlerin yüzde 0,32'si ile yüzde 5,88'i; yayımlanmamış veri, kişisel iletişim). Laboratuvarda genç sıçanların kafesine birkaç kedi kılı konması oyun kavgasını günlerce ortadan kaldırdı (Panksepp, 1998). Burghardt'ın yorumu: Oyun, “daha acil hayatta kalma meseleleri gündeme geldiğinde kolayca kesilen, düşük öncelikli bir davranış” (s. 158–159). Oyunun stresi azalttığına dair kitapta yalnızca bir ilişki var: sincap maymunlarında oyun daha düşük kortizolle birlikte görülüyor (s. 77).
Burghardt'ın beşinci ölçütünü hatırlayalım: Hayvanlarda oyun güvende olmanın bir işareti. Oyunun stresin ilacı mı, yoksa stresin azaldığının bir işareti mi olduğu henüz net değil. İkisi birden doğru olabilir; ama bunu gösteren sağlam bir kanıt henüz yok.
Çocuğunuzla oynamak
Amerikan Pediatri Akademisi 2018'de yayımladığı raporun basın bülteninde, oyunun ebeveyn ile çocuk arasındaki bağı güçlendirdiğini ve güvenli, istikrarlı ilişkiler aracılığıyla çocuğu toksik stresin etkilerinden korumaya yardım ettiğini yazıyor. Akademi çocuk doktorlarına muayenede “oyun reçetesi” yazmayı, ebeveynlere ise çocuk oynamak istediğinde “evet” demeyi öneriyor.
Rapor çocuklar hakkında. Ama oyun ikili bir iş: Yere oturup bir kule kuran yetişkin de oynuyor.
Bu yazı neyi göstermiyor
- Yetişkin oyunbazlığı üzerine çalışmaların çoğu kesitsel; neden-sonuç ilişkisi kurmuyor.
- 2021 tarihli deneyin sonuçlarını özetinden ve basında çıkan anlatımlarından okuduk; etkilerin büyüklüğünü tam metinden aktarmadık.
- Sıçanların çıkardığı seslerin gülüşle akraba olduğu bir hipotez.
- Sutton-Smith'in sözünü kitabından doğruladık (s. 198). Panksepp ve Burgdorf'un 2003 makalesini yalnızca özetinden okuduk; Panksepp'in Affective Neuroscience kitabı elimizde yok.
- Yetişkin oyuncak pazarı rakamları ABD'ye ait. Avrupa için yayımlanan rakamlar 12 yaş üstünü kapsadığı için ABD rakamlarıyla karşılaştırılamıyor; bu yüzden kullanmadık.
- Oyunun yetişkinlerde stresi azalttığını gösteren bir meta-analiz bulamadık.
Sık sorulan sorular
Yetişkinler neden oyun oynar?
Araştırmalar oyunun yaşla sınırlı olmadığını gösteriyor; birçok hayvan türünde yetişkinler de oynuyor. İnsanlarda oyunbazlık ölçülebilen bir kişilik özelliği ve daha iyi ilişkilerle, daha yüksek iyi oluşla ilişkili.
Oyun oynamak stresi azaltır mı?
Bunu gösteren bir meta-analiz bulamadık. Oyunbazlığı yüksek kişilerin daha iyi başa çıktığını gösteren çalışmalar var ama çoğu neden-sonuç ilişkisi kurmuyor. Hayvanlarda oyun, güvende olmanın bir işareti olarak ortaya çıkıyor.
“Oyunun karşıtı depresyondur” sözü kime ait?
Söz Brian Sutton-Smith'in 1997 tarihli The Ambiguity of Play kitabında geçiyor (s. 198): “Oyunun karşıtı … mevcut gerçeklik ya da iş değil, kararsızlıktır; ya da daha kötüsü, depresyondur.” İnternette sık sık Stuart Brown'a atfediliyor; Brown da kitabında (2009) sözü kaynak vermeden kullanıyor. Bir araştırma bulgusu değil, bir aforizma.
Yetişkinler gerçekten oyuncak alıyor mu?
Evet. Circana'ya göre ABD'de 2024'ün ilk çeyreğinde yetişkinler 1,5 milyar dolardan fazla oyuncak aldı ve en büyük yaş grubu oldu; 2025'in ilk çeyreğinde bu harcama yüzde 12 arttı.
Kaynaklar
- Huizinga, J. (1938/1950), Homo Ludens: A Study of the Play-Element in Culture, Roy Publishers (İngilizce baskı); oyunun tanımı s. 28, “oyun kültürden eskidir” s. 1, hukuk s. 76–78, şiir s. 119–120
- Burghardt, G. M. (2005), The Genesis of Animal Play: Testing the Limits, MIT Press; beş ölçüt s. 70–82, beşinci ölçüt s. 77–78, Pigface s. 293–298, yetişkin oyunu s. 76, 161, stres ve oyun s. 158–159, “gülüş benzeri” sıçan sesi s. 140, oyunun işlevleri s. 113, 382, 386
- Panksepp ve Burgdorf (2003), “gülen” sıçanlar, Physiology & Behavior: özet
- Proyer ve ark. (2018), yetişkin oyunbazlığının dört yüzü, Frontiers in Psychology: tam metin
- Proyer ve ark. (2021), oyunbazlık alıştırmaları deneyi: tam metin, özet
- Proyer ve Brauer (2019), çiftlerde oyunbazlık: SPSP
- Shen ve Crawley (2025), salgın döneminde oyunbazlık ve başa çıkma, Frontiers in Psychology: tam metin
- Stuart Brown ve Whitman vakası: The Daily Texan
- Sutton-Smith, B. (1997), The Ambiguity of Play, Harvard University Press, s. 7, 48, 198
- Circana, yetişkin oyuncak alımı: 2024, 2025, 2025 ilk yarı
- Amerikan Pediatri Akademisi (2018), “The Power of Play”: basın bülteni
- Parlett, D. (1999), The Oxford History of Board Games, Oxford University Press, önsöz s. x
- Cross, G. (2004), The Cute and the Cool: Wondrous Innocence and Modern American Children's Culture, Oxford University Press, s. 38, 125
- Brown, S. ve Vaughan, C. (2009), Play: How It Shapes the Brain, Opens the Imagination, and Invigorates the Soul, Avery, 3.–5. bölümler (e-kitap, sayfa yok)
Yorumlar